FLÖRT MÜ GÖRÜCÜ MÜ (5)?

      Nevzat LALELİ

_____________________________________________________________________

     Alimlerimiz, Allah’ın insana verdiği en önemli nimetin imandan sonra "Aklı" olduğunda ittifak etmişlerdir. Aklı olmayanın dini de olmayacağı ve hiçbir sorumluluk taşımayacağı belirtilmiştir.

İnsanın sevgi, aşk, muhabbet, kin, buğz, hırs gibi kelimelerle ifade edilen tarafına "His" denmekte, hayatı boyunca karşılaştığı olayları tahlil ederken, yorumlarken, olaya çözüm üretirken, her zaman ve mekanda en iyi neticeyi almak için ortaya koymaya çalıştığı bir de "AKIL" tarafı bulunmaktadır. Yaratılmışlar içerisinde sadece insanda bulunan bu ikili, hayatta karşılaşılan bütün olaylarda insanın karşısına çıkmakta, ya birisi veya diğeri ağır basarak verilen kararlarda etkili olmaktadır.

Küçük bir çocuk anasını emerken, babasının gölgesine sığınırken, kardeşini çekemezken hep his tarafıyla hareket etmekte, ama aklını kullanmasında en büyük etken hiç şüphesiz zamanla kazanılan tecrü­beler olmaktadır. Yıllar boyunca karşılaşılan çeşitli olaylarda insanoğlu yaptığının doğru veya yanlış oldu­ğunu deneyerek ve görerek anlamış olduğundan, daha sonra karşılaşacağı benzer olaylarda doğru çözümlere ulaşmak kolaylaşmaktadır.

Bir olaya aklı ve çözüm bulunduğu zaman yüzde seksen, doksan netice iyi ve iyi netice uzun zaman kalıcı olmaktadır. Olaya hislerle yaklaşıldığı zaman ise netice yüzde seksen, doksan yanlış çıkmakta, doğ­ru dahi çıksa elde edilen netice kısa zamanda sona ermektedir. Akıl-his ikilisinin neticeye ulaşmakta veri­len karara karışma oranı, neticenin hayırlı sonuçlar oluşup oluşturmamasının da oranını göstermektedir.

Atalarımız bu konuda; "Akılsız başın cezasını ayaklar çeker. Öfke ile kalkan zararla oturur. Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kararır. Şıp sevdi." gibi ifadelerle bizlere aklımızın kullanılmasını, hislerle hareket edilmemesini öğütleyen pek çok sözleri bulunmaktadır.

Yukarıda belirtmeye çalıştığım hususlar bilhassa gençlerin hayatlarındaki en önemli bir devresi olan evlenmek için verecekleri kararlarında akıllarını öne çıkarmalarını, hisleri ile hareket etmekten sakınmalarını belirtmek içindir.

Uzun yıllar denenerek müsbet sonuçları görülmüş bulunan, önce aklın daha sora hislerin karıştığı görücü usulü" evlenmeler şu şekilde yapılmaktadır.

Evlatlarını yakından tanıyan damat adayının en yakını bir kaç hanım (Annesi, Teyzesi, Halası gibi) oğulları için gelin adayı araştırmakta, haber aldıkları adayları birer birer ziyaret ederek sadece misafir ol­maktadırlar. Hanımlar, ilk ziyaretlerinde gelin adayının fiziki yapısını (Güzelliği, boyu, yaşı, öğrenimi, mesleği gibi hususları) incelemektedirler. inceleyenler de incelenen de hanım oldukları için bu incelemede hisler karışmamakta ve akıl ön plana çıkmaktadır. Gözlemlerle veya değişik sorularla yapılan bu incelemeden sonra gelin adayı damat adayına uygun bulunmamışsa kız evine bu maksatla ikinci bir ziyaret daha yapılmamaktadır.

Görücü hanımların ,oğullarına uygun bulmadıkları gelin adayını bir daha ziyaret etmemeleri kız üze­rinde pek olumsuz netice bırakmakta, daha sonra geleceği varsayılan başka görücü heyetlere hazırlık ya­pılmakta,dır. Çünkü işin içinde gönül konusu (hisler) bulunmaktadır.

Gelin adayı ilk ziyarette görücü hanımlar tarafından beğenilmişse, tekrar ziyaret edilerek görücü oldukları ve kızlarını oğullarına isteyeceklerini ifade etmektedirler. Bu arada görücüler kimliklerini açıklamakta  oğulları hakkında bazı bilgiler vermektedirler. Böylece kız tarafına erkek tarafını ve damat adayını ince­leme, araştırma imkanlarını sunmaktadırlar. ikinci ziyareti n diğer bir önemli yanı gelin adayının ahlakı, mahareti, ailesiyle ve komşusuyla ilişkileri gibi biraz daha derin bir araştırma yapılmasıdır.

Görücü usulü diye bilinen bu usülde damat ve gelin adayının birbirini görmesi ve tanıması şarttır. Aksi takdirde nikah akdi geçerli olmaz. Peygamberimiz (S.AV.) güzelliğini duyarak evlenmek isteyen bir damat adayına 3 kere "Onu gördün mü?" diye sormuştur. Bu metodda öncelik akla verilmiş daha sonra gençler birbirleriyle tanıştırılarak hislerin devreye girmesi sağlanmıştır. Kızın veya erkeğin karşı tarafı iste­mediğini belirtmesi halinde ne nikah, nede düğün yapılamaz. 

Kız ve erkek taraflarının araştırmaları olumlu ise hanımlar arasında artık erkek dünürlüğünün yapıla­bileceğinin sinyalleri verilmektedir. Gün tespit edilir. Damat adayının erkek yakınları ile kız tarafının erkek yakınları kız evinde biraraya gelerek, "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile" kızlarını babasından ve akraralarından resmen isterler. Kız tarafının daha önce kendi aralarında olgunlaştırdıkları fikirlerini içlerinden büyükbaba, o yoksa baba açıklar. Kız tarafının büyüğünün vereceği "Hayırlısıyla olur" sözü kızlarını vereceklerinin ifadesidir.

Erkek ve kız tarafının erkekleri biraradayken nişan günü belirlenir, erkeğin kıza vereceği eşyalar ve mehir (takı) belirlenir ve kız tarafının yapacağı eşyalar tespit edilir.

Erkek ve kız tarafının yakınlarının katılacakları bir geniş toplantı ile Nişan yapılır ve her iki tarafın yü­zükleri herkesin içerisinde takılır. Bu toplantı, bu iki gencin evleneceklerine ait bir duyuru niteliği de taşır. Toplantıda genellikle erkekler kendi aralarında, hanımlar ise kendi aralarında eğlenceler ve oyunlar yaparlar, ikramlar dağıtılır, bazı hediyeler verilir.

Düğün gününü tarihini tespit kız tarafına aittir. Tarih belirtilir, belirtilmez eşya alımlarına hız verilir. Dü­ğün en geniş bir şekilde duyurulur. Her iki tarafın akraba ve dostları çağırılır, onlara yemekler ikram edilir.

Tebrikler kabul edilir. Yapılan iyi dilekler, temenniler ve dualarla evliliğin bir ömür boyu mutlu bir şekilde devam etmesi istenir.

Damat adayının çok yakın ve evli bir arkadaşı, hanımı ile birlikte yeni evlilerin her hususta yardım­cıları olurla. Buna "Sadıçlık" denmektedir. Sadıçlar, manevi yönden, ruhi yönden, uyulması ve gözetilmesi gereken kurallar yönünden yeni evlenecek çifte yardımcı olur.

Böyle kurulan bir yuva için; "Bir talak (boşanma) olursa arş titrer", "Hanımı, kocasına Allah'ın bir emanetidir" gibi hadis-i şerifler anlatılarak yuvanın manevi sigortası da bağlanmış olurlar.

Çağımızın, Pragmatistler (Akılcılar) çağı olmasına rağmen, bu pragmatistler evlenmelerde "önce akıl" metodunu bir tarafa bırakarak "His'si..." öne çıkarmalarına bir türlü akıl erdirememekteyiz.

Akıl ile alınan bir kararın doğuracağı sonuç, hislerle alınan bir kararın doğuracağı sonuçtan çok hayır­!, olacağına inanan her insanın, aile müessesesi gibi çok önemli kurumun kurulmasında önce aklın kullanılmasını tavsiye etmek, kurulacak yuvanın sağlıklı, huzurlu ve devamlı olması açısından çok önemlidir.


_______________________________________________________________________________

 

EbRuLi Web Tasarım - Programlama // 2003

n>