FLÖRT MÜ GÖRÜCÜ MÜ (1)?

      Nevzat LALELİ

_____________________________________________________________________

     İnsanların, hayatlarındaki dönüm noktalarından en önemlilerinden birisi onların evlenmeleridir.insan nes­linin devam edebilmesi bu mes'uliyetli ama şerefli görevin toplumu oluşturan insanlar tarafından zamanı gelin­ce ve usulüne uygun olarak yerine getirilmesine bağlıdır. Şartlarına dikkat edilerek ve aklı ön planda tutularak kurulacak yuvalar hem mutlu olmakta ve hem de mutlulukları ömür boyu sürmektedir. Zamanımızda bazı genç­lerimizin "Ben tanışarak, konuşarak evlenmek istiyorum" şeklindeki düşünceleriyle evlilik müessesesini kurmaları, aklı geri plana iterek, hissi ön plana çıkarmak olmakta, kurulan yuvalar genellikle ömür boyu huzurla git­memekte, ayrılmalar, boşanmalar meydana gelmektedir.

    Bu yazı serisinde, evlilik müessesesi kurulurken nasıl davranmak gerektiği, his yerine aklın ön plana çı­kartılmasının sonuca etkisini, evlenme ve yuva kurmanın eşler üzerindeki sosyolojik ve psikolojik yönlerinin ne­ler olduğunu incelemeye çalışacağım. Bu konularla ilgili görüşleri veya dökümanları olan okuyucularımızın ola­ya açıklık kazandırmalarını, şahit oldukları olaylar varsa bunları yazarak göndermeleri halinde fikirlerin ispatlan­ması için kullanılacağını belirtmek istiyorum. Pek tabiidir ki, isimlerin, yer ve zamanın saklı tutulmasını isteyen okuyucularımın bu istekleri gözönüne alınacağını bilhassa belirtmek isterim. inşallah, önümüzdeki aylarda çı­kartmayı düşündüğümüz dergimizde veya uygun gazete ve dergilerde yazılar, makaleler, dökümanlar ve örnek olaylar neşredilmeye çalışılacaktır.

    Mutlu bir yuvanın kurulması ve ömür boyu mutluluğun devam edebilmesi ilk şartı, evlenmeye karar verir­ken mümkün olduğunca "His"in geri plana itilerek, "AKL"ın ön plana çıkartılması zarureti bulunmaktadır. Adına sevgi veya aşk denilen ve "Aşkın gözü kördür" diye ata sözü haline gelmiş bulunan hissi davranışlar, her za­man huzurlu bir yuvanın kurulmasına yetmemektedir.Eşler, "çok mükemmel bir insan olarak gördükleri" birbirle­rini, zamanla tanımaya başlamakta, her insan gibi ve insan olmaktan kaynaklanan hata ve kusurları tespit edil­dikçe yuvanın devamı güçleşmekte, çeşitli zorluklar yaşanmaktadır.

    DİE (Devlet istatistik Enstitüsü) nün her yıl periyodik olarak yayınlamakta olduğu istatistiklerden boşanma istatistikleri incelenecek olursa bu durum açıkça görünmekte, her yıl boşanmalar ve boşanma oranları giderek artmaktadır.

    Aile mutluluğunun temelinde eşi er arasında fikir ve inanç birliğinin sağlanmış olması hususu yatar. Allah, insanları birbirlerini tamamlayan iki ayrı cinsten yaratmıştır. Yuvasında mutlu bir şekilde hayat sürenler bu ger­çeği anlayarak, diğer yarısına da en az kendine verilen değer kadar değer veren insanlardır. Huzurlu bir aile, eşleri her konuda birbirlerine uyumlu olan, birbirlerinin hata ve kusurlarını anlayış ve hoşgörü ile karşılayıp af­feden ailelerdir.

    Evliliğin tuzu, biberi olarak sayılan ve hemen hemen bütün ailelerde karşılaşılan eşler arasındaki ihtilaf­larda tarafların kendi görüşlerinde ısrar etmeleri, karşı tarafın da haklı olabileceği düşüncesi ailede huzurun sağlanmasında büyük katkılar sağlamaktadır.

    Tartışmanın dozajının artırması ve hatta kavgaya dönüşmesi halinde bile bir taraf öfke ve hislerine hakim olmalı ve bu konuyu başka bir zaman tekrar konuşalım diyerek eşine iletmeli böylece yuvanın yıkılmasını önlemelidir. Yoksa Allah vermesin çok sudan sebeplerle nice yuvalar çatır çatır yıkılmışlardır.

    Mutluluğun yakalanmasında en büyük etkenlerden birisi de ailede "Aile reisliğinin" bir tarafa verilmesi, her konu görüşüldükten sonra konu hakkında karar bildirme yetkisinin tanınmasıdır. Bu, genellikle erkek olmakta­ yada mutluluğun sağlanmasında büyük tesiri bulunmaktadır.

    Hanımın hissi tarafının ağırlığı, bilhassa yavrularına karşı daha şefkatli olmasını sağlamakta, geceleri yavrusu için uykularını bölmekte, çocuk hastalandığında anne de birlikte hastalanmaktadır. Annenin bu hasle­tidir ki, çocuğunun ateşte yandığını görse, kendi hayatını tehlikeye atarak yavrusunu kurtarmaya çalışmaktadır. Buna mukabil erkek, yuvanın devamını sağlayacak davranışlarda bulunmakta, yuvanın ihtiyaçlarının giderilme­si ve dışarıya karşı korunması görevlerini başarı ile yürütmektedir.

    Mutlu bir ailenin kurulması daha ilk adımı atarken yani evlenmeye karar verirken başlamakta, eşlerin bir­çok yönden birbirlerine uyumlu olup olmadıkları "Aklen" tespit edilmekte, birbirlerini arzu eden gençlerin hisle­rine bakılmamaktadır.

    İşte bu yazı serimizde olayları biraz daha derinliğine inceleyerek, kurulan veya kurulacak yuvaların mutlu olabilmelerini sağlayacak önlemler üzerinde durmaya çalışacağım.

_______________________________________________________________________________

 

EbRuLi Web Tasarım - Programlama // 2003

n>